Mektebeveyn
GELECEK EĞİTİMDE #4

GELECEK EĞİTİMDE #4

adalarhayati@gmail.com

Yazar

23 Tem 2026

Yayınlanma Tarihi

Paylaş
ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİ DANS KOREOGRAFİLERİNE KURBAN EDİLEMEZ: “MANİFEST” TEHLİKESİ!

Bu metni hem bir baba olarak hem de bir eğitimci olarak çoktandır kaleme almak istiyordum. Ancak Manifest grubunun çocuklarımız üzerinde bu denli etki oluşturabildiğine inanmak da istemiyordum. 
Çünkü köklü bir kültürümüz ve inancımızdan da beslenen güçlü bir değerler sistemimiz olduğuna inanıyordum. Ta ki bir kaç hafta önce şahit olduğum o ana dek... 

5-6 Haziran tarihlerinde bir vesileyle Bursa’ya gitmiştim, dönüş yolculuğum için gece saat 23.00’teki otobüsüme yetişmek üzere arkadaşımın aracıyla otobüs terminaline gidiyorduk. Yol güzergahımızda o saatler için ikimizin de hayret ettiği olağan dışı bir trafiğe takılmıştık. Bir kaç dakika sonra ise yoğun bir insan seli biz karşılıyordu. Ve işin ilginç tarafı, gecenin o saatinde yolda ebeveynleriyle ilerlemeye çalışan binlerce 8, 10, 12 yaşlarında, hatta daha küçük yaşlarda kız çocukları. Elbette nispeten azınlıkta da olsa erkek çocukları…

O an bunun bir konser çıkışı olabileceğinde hemfikirdik. Ama nasıl bir konserdi ki bu kadar çocuğu cezbetmişti. Malum yapay zeka böyle durumlarda ilk başvurduğumuz adresti ve gerken cevabı hemen almıştık. Bu kalabalık, 6 Haziran akşamı yapılan Manifest konserinden çıkanlara aitti. Gördüğüm manzara beni gerçekten çok etkilemişti. Belli ki bu defa çok ama çok hassas bir yerimizden ciddi bir gol yiyorduk. Hedefte çocuklarımız, hedefte gelecek nesillerimiz vardı. Ve işin en acınası tarafı da, bu süreç öyle ya da böyle anne babaların açık rızası ve desteğiyle tıkır tıkır işliyordu. Maalesef yine popüler kültürün hedef tahtası olmuş, en zayıf yerimizden darbe almıştık. 

Gelelim asıl meseleye…
Popüler kültürün albenili ambalajlar içinde topluma sunduğu her olgunun "sanat" veya "eğlence" adı altında meşrulaştırılması, çağımızın en büyük illüzyonlarından biriydi aslında. 

Günümüzde çocukların ve ergenlerin idolü haline getirilen, sahne şovlarından kurgusal imajlarına kadar yoğun bir nesneleştirme ve cinsel vurgu barındıran "Manifest Grubu" fenomeni/olgusu, tam olarak bu tehlikeli eşikte durmaktadır. Şarkı ritimlerinin arkasına gizlenmiş, yaş grubuna uygun olmayan koreografiler, kostümler ve görsel dil, küçük yaştaki çocukların zihinsel ve ruhsal dünyasını doğrudan hedef alıyor.  

Burada özellikle belirtmek isterim, bu durumu sadece elitist bir eleştiri ya da muhafazakar bir refleks olarak okumak son derece yüzeysel bir yaklaşım olur. Konu, bilimin somut verileriyle ele alındığında meselenin ne kadar hayati olduğu net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Evet dedim ya bu konuya bir süredir kafa yoruyordum. Ve net şekilde şunu gördüm: Dünya çapında kabul görmüş çok sayıda akademik araştırma, erken yaşta cinsel içerik ve objelere maruz kalmanın çocuklar üzerindeki yıkıcı etkilerini defalarca kanıtlamış. Şöyle bir kısa araştırma yaptığınızda sizin de karşınıza bir çoğu çıkacaktır. Ben bunlardan en önemlilerini bu yazımda inceledim ve çok da okuyucuyu sıkmamak adına olabildiğince özet bir şekilde sizler için derlemeye çalıştım. 

Bu alanda öne çıkan 5 önemli akademik çalışma ve rapora dair detaylara geçmeden, buraya bilgi amaçlı bu çalışmaların isimlerini bırakıyorum. İsteyen bu çalışmlarla ilgili daha detaylı bir okuma da yapabilir.

  1. 1. APA (Amerikan Psikoloji Derneği) Kız Çocuklarının Cinsel Objeleştirilmesi Raporu (2007): 12–17 yaş arası 1.000’den fazla genç üzerinde yapılan 2 yıllık boylamasına (longitudinal) bir araştırma.

  1. 2. Collins, R. L., et al. (2004). "Watching Sex on Television Predicts Adolescent Initiation of Sexual Behavior." Pediatrics.: 12–17 yaş arası 1.000’den fazla genç üzerinde yapılan, “Televizyondaki Cinsel İçeriklere Maruz Kalma, Ergenlerde Cinsel Davranışa Başlama Olasılığını” inceleyen 2 yıllık boylamsal bir araştırma.

  1. 3. Amsterdam Üniversitesi İnternet ve Dijital Cinsel İçerik Çalışması (Peter & Valkenburg, 2006 / 2008): Çocukların ve ergenlerin internet ve dijital platformlar aracılığıyla cinsel içeriklere, yetişkin videolarına ve dans kliplerine maruz kalmasının cinsel sosyalleşme (cinselliğe meyletme) üzerindeki etkilerini inceleyen boylamsal bir araştırma. 

  1. 4. Vandenbosch, L., & Eggermont, S. (2012). "Understanding Sexualized Media’s Role in Internalizing Appearance Ideals." Human Communication Research.: Leuven Üniversitesi tarafından, Erken ergenlik dönemindeki (10–14 yaş) çocuklar üzerinde yürütülen, müzik videoları, cinsellik içeren danslar ve medya görsellerinin beden algısına etkisini inceleyen çalışma.

  1. 5. Ward, L. M. (2003/2016). "Media and Sexualization: State of the Evidence." Journal of Sex: Monique Ward’in Cinsel Senaryo Teorisi’ne dayanan, Medyadaki cinsel içeriklerin ve cinsel objelerin çocuklar/gençler üzerindeki etkilerini inceleyen onlarca farklı araştırmanın meta-analizi çalışması.

Bu araştırmaları inceldiğimde özellikle vurgulanan şu “üç ana bağlamı” sizlerle paylaşmak istiyorum: 

  1. Bilişsel Harabiyet ve Öz-Nesneleştirme: Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) raporları, medyadaki erken cinselleştirmeye ve nesneleştirici performanslara maruz kalan çocuklarda ders başarısı ve odaklanma yeteneğinin ciddi oranda düştüğünü ortaya koyuyor. Daha da korkuncu, çocuklar kendilerini zekaları veya yetenekleriyle değil, sadece cinsel/fiziksel çekicilikleriyle tanımlamaya başlıyorlar. Ayrıca, cinselleştirilmiş medyaya maruz kalmanın; yeme bozuklukları, düşük özsaygı, depresyon ve vücut utancı (body shame) ile doğrudan ilişkili olduğu vurgulanıyor.

  1. Ahlaki Rol Karmaşası ve Gelişimsel Hızlanma (Erken Yetişkinlik): RAND Corporation’ın boylamasına araştırmaları, cinsellik barındıran videolara ve performanslara maruz kalan çocukların, akranlarına kıyasla çok daha erken ve kontrolsüz şekilde yaşlarına uygun olmayan davranışlara sürüklendiğini kanıtlıyor.

  1. Gerçeklik Kaybı ve Beden Algısı Bozukluğu: Amsterdam Üniversitesi ile Leuven Üniversitesi’nin yayımladığı çalışmalar, cinsel nitelikli dans kliplerini ve şovları izleyen 10–14 yaş arası çocukların yoğun bir "beden kaygısı" (body surveillance) yaşadığını ve ilişkileri duygusal bir bağ yerine tüketim odaklı bir meta olarak görmeye başladığını belgeliyor. Monique Ward’un meta-analizleri de bu "cinsel senaryoların" çocuk zihnine nasıl yanlış rol modeller kazıdığını açıkça gösteriyor. Meta-Analiz kapsamında incelenen bir çok araştırmanın ortak vurgusunun; cinselleştirilmiş medyaya daha fazla maruz kalan erkek ve kız çocuklarının, kadınlara yönelik kalıpyargıları ve nesneleştirici tutumları daha kolay benimsediği yönünde olduğu çok net ortaya konulmaktadır.

Buraya kadar umarım sıkılmadan okuyabildiniz. Ve eminim siz de benim gibi bu konuda endişelisiniz. Ve ne yazık ki, ortak bir derdi paylaşıyoruz. Peki ne yapacağız? Ne yapmalı?

Önce şu soruyu sormam gerekiyor: 
Bilimsel veriler çocuk zihninin bu denli savunmasız olduğunu adeta gözümüze sokarken, uzmanlar bas bas bağırırken, Manifest Grubu gibi popüler mecralarda cinselleştirilmiş şovları, dansları ve imajları ön plana çıkaran yapıların, özellikle küçük yaş grubundaki çocuklara açık alanlarda rahatça sahne almasına nasıl göz yumabiliyoruz?

Hayır arkadaş! Artık buna bir dur demenin zamanı gelmedi mi?..

"Eğlence" kılıfı altında sunulan bu figürlerin, çocuk ruhunda yarattığı erozyonu "özgürlük" veya "modernlik" paravanıyla kimse meşrulaştıramaz!..

Ki, inancımızın ölçüleriyle tarttığımızda zaten bu konuyu burada bu denli tartışmaya da gerek kalmayacak ama mesele maalesef bu bağlamdan çoktan çıkmış durumda…

Buradan hareketle çözümün parçası olduğunu düşündüğüm 3 önemli kitleye, tabiri caizse zincirin 3 ana halkasına bazı uyarı ve önerilerimle yazıma son vermek istiyorum.

  • Anne Babalar: Çocuklarınızı medyanın ve popüler kültürün akışına bilinçsizce terk etmeyin. Popüler olan her şey masum değildir. Bu çağda ebeveynlik, çocuklarımızın izlediği görüntülerin hangi değerleri normalleştirdiğini, hangi rol modellerini sunduğunu ve çocuğun dünyasında nasıl bir etki oluşturduğunu da takip etmeyi gerektiriyor. Bu nedenle, dijital ebeveynlik yetkinliğine sahip olmak zorundayız. Dijital ebeveynlik artık bir tercih değil, çocuklarımızı her yönüyle koruyabilmenin ayrılmaz bir parçasıdır.

  • Medya ve Toplum: Çocuk algısını metalaştıran, erken yaşta erotize eden ve rol model adı altında çocukların saf dünyasını kirleten yayınlara ve gruplara karşı toplumsal bir duyarlılık geliştirmek zorundayız. Reyting ve bilet satışı uğruna çocukların gelişimsel sağlığını feda eden sektör dinamiklerine karşı dur demek bir vatandaşlık görevimiz olmalı. Çocukların kolaylıkla erişebildiği içeriklerde gelişim dönemlerine uygunluk ilkesi, ticari kaygılardan daha öncelikli olmalıdır.

  • Devlet Yöneticilerimiz ve Yetkili Kurumlarımız: Devletin en temel Anayasal ödevi, çocukların beden ve ruh sağlığını her türlü istismara ve olumsuz etkiye karşı korumaktır. Bilimsel verilerin ortaya koyduğu bu açık tehdit karşısında kamu otoritesi derhal harekete geçmelidir. Çocukların bulunduğu tüm kamusal etkinliklerde, sahne içerikleri çocukların üstün yararı gözetilerek değerlendirilmeli ve gerekli koruyucu önlemler alınmalıdır.

Son olarak elbette konuyu tekrar bu yazının odağındaki o meş’um gruba getirmem gerekiyor. Ben bu çerçevede özellikle de devletimizden ve yetkili kurumlarımızdan acil bir adım atılmasını bekliyorum. Şöyle ki: 
Manifest Grubu’nun tüm faaliyetleri gözetim altına alınmalı; özellikle 18 yaş altı çocukların katılımına açık olan tüm konserleri, kamuya açık etkinlikleri ve şovları derhal iptal edilmelidir. 

Bugün Manifest, yarın bir başkası, adı ne olursa olsun; gelişimsel yaş sınırlarına uymayan, çocuk zihninde tamiri imkansız hasarlar bırakan bu tür organizasyonlara halka açık alanlarda izin verilmesi toplumsal bir ihmaldir. Kabul etmeliyiz ki, bu problem en temelde bizim tepkisizliğimizin, vurdumduymazlığımızın ya da en hafif tabirle “bu yangın bizim mahalleye sıçramaz” yanılgımızın sonucudur. Bu öyle bir yangın ki, nereye ve ne zaman sıçrayacağını tahmin bile edemeyiz.

Çocuklarımızı popüler kültürün ve bilinçsiz ticarileşmenin kurbanı etmemek için bugün ve acilen net bir tepki ortaya koymalıyız. Ben hamdolsun ki, bu yazımı tamamlayabildim ve bu mücadeleme bundan sonra da devam edeceğim. Ancak, bu hep birlikte bir seferberlikle mücadele edebileceğimiz bir mesele. Çok geç olmadan, yarın demeden, hepimiz üzerimize düşeni yapalım. Sağımıza solumuza bakmadan, içinde evlatlarımızın yakılmaya kast edildiği bu meş’um ateşi söndürmeye koşalım…

Doç. Dr. Hayati ADALAR
23/07/2026

Okur Değerlendirmeleri

5

star star star star star

3 değerlendirme

5
100% 4
0% 3
0% 2
0% 1
0%
adalarhayati@gmail.com 28.07.2026 5 star
nuralemi1876@gmail.com 23.07.2026 5 star
ersinyilgor@gmail.com 23.07.2026 5 star

Allah razı olsun hocam. Çok önemli bir konuya parmak bastınız. İnşallah etkili olacaktır.